Atina’daki Anarşist Sığınak Eksarhia’ya Saldırı

Yazar: Molly Crabapple

Çeviri: Gamze Yılmazel

Son Okuma: Evrim Şaşmaz

İşgal evleri, kafeler ve sosyal merkezlerin yuvası Eksarhia, uzun zamandır kağıtsız göçmenler için bir vaha olmuştur, ancak Yunanistan’ın sağcı önderliği mahalleyi zapt etmeye çalışıyor.

İllüstrasyonlar: Molly Crabapple

25 Ağustos’ta şafaktan önce Rafi, Atina’nın Eksarhia semtinde işgal ettiği eski bir iş yeri olan Spirou Trikoupi’nin dışındaki polis seslerine uyandı. Yirmi sekiz yaşında yapılı bir Kabilli olan Rafi, daha önce ABD ordusu için tercümanlık yapmıştı. 2015 yılında İran, Türkiye ve Ege Denizi boyunca, anarşistlerin ve mültecilerin terk edilmiş binaları öz örgütlemeli barınaklara dönüştürdüğü Eksarhia’ya varana kadar çileli bir yolculuk yaptı. Rafi, Spirou Trikoupi’de iki buçuk yıl boyunca doksan Eritreli, İranlı, Afgan ve Kürt ile birlikte, kendi deyişiyle “bir aile gibi” yaşadı.

O sabah, Rafi penceresinden dışarı baktı. Polis sokağın iki tarafına da yığılmıştı. Sakince yatağına oturdu ve keskilerin kilitlerde çıkardığı şakırtıları dinledi. Birkaç dakika sonra yüzleri kapalı, siyah giysili Yunan polisleri içeri daldı. Rafi’nin hatırladığına göre, odaya girdiklerinde silahlarını kafasına doğrultmuşlardı. Polis, yerleşimcileri önce minibüslere ve daha sonra da polis merkezine götürdü. Aileler saatlerce yemeksiz bekledi; polis suya para istedi. “Ne halt olduğunu sorduğumuzda bize, ‘Sessiz ol! Otur!’ dediler” diye bağırmalarını taklit etti Rafi. O gece geç saatlerde polis mültecileri bir otele götürdü. Birkaç gün sonra Yunanistan çevresindeki kamplara gönderildiler.

Rafi, sağcı Yeni Demokrasi Partisi üyesi Kostas Bakoyannis’in Atina belediye başkanı seçildiği Haziran ayından beri bu günü korkuyla bekliyordu. Bakoyannis, Eksarhia’ya asayiş getirme sözü vermişti ve iktidara geldikten sonra mahalleyi zapt etmek için beş yıllık, on milyon Euro’luk bir planı hemen duyurdu. Geleneksel olarak, polis Eksarhia’nın çevresine yapışırdı, ancak Bakoyannis polis memurlarını mahalledeki ana kavşaklara yerleştirdi. Sonra Eksarhia Meydanı’nda afişleri yırtmak, grafiti temizlemek ve yabani çalıları dikmek için çevik kuvvet korumasında işçileri gönderdi. Bunları başka saldırılar takip etti: arkadaşlar bana bir barmenin dövüldüğünü ve gece yarısı polisin, bir işgal kafesi ve radikal bir sosyal merkez olan K-Vox’a baskın düzenlediğini ve pencerelerin parçalandığını, iç kısmın biber gazıyla dolduğunu anlattı.

Spirou Trikoupi, polisin baskın yaptığı ilk işgal eviydi. Sonraki iki ay boyunca, Eksarhia içinde veya yakınında en az yedi işgal evini daha kapattılar. Rafi’nin tarif ettiği baskındaki detaylar tekrarlandı: şafaktan önce kapılar kırıldı, silahlar çekildi, odalar arandı, aileler otobüslere sürüldü, kağıtsızlar kapalı gözaltı merkezlerine hapsedildi ve kağıtlılar uzak kamplara götürüldü.

Atina’daki göçmen karşıtı siyasetin yükselişi, 2007 borç krizinden ve bunu izleyen Avrupa Birliği’nin dayattığı kemer sıkmadan başlayarak, Yunanistan’da siyasi tepkiler ve karşı tepkilerle devam eden on yıldan uzun bir sürecin yalnızca son gelişmesiydi. 2015 yılında seçmenler, kemer sıkmayı durdurmaya ve Avrupa Birliği’ne ayak diremeye söz veren merkez sol parti Syriza için oy kullandı. Syriza seçimleri kazanmasına rağmen her iki konuda da başarısız oldu. Bu sırada, bir milyondan fazla göçmen ve mülteci, botlarla ve lastik sallarla Yunan adalarının plajlarına geldi; yaklaşık 70 bini ülkede kalmaya devam ediyor. Bakoyannis’in Atina’da kazanmasından bir ay sonra, Yeni Demokrasi, ekonomiyi düzeltmek, asayişi geri getirmek ve mültecilerin gelişini durdurmak gibi bir dizi yavan vaatte bulunmasının ardından erken genel seçimlere egemen oldu. Yeni Başbakan Kyriakos Mitsotakis (Bakoyannis’in bir amcası), 2020 sonuna kadar on bin kişiyi sınır dışı etmeye söz verdi. Mitsotakis görevdeki ilk haftasında göçmenlerin sosyal güvenlik numarası edinmelerini yasakladı ve Göç Bakanlığını Vatandaş Koruma Bakanlığı ile birleştirdi. Yunanistan’daki mülteciler ve göçmenler için parti ani bir tehdit oluşturdu. “Yeni Demokrasi iktidara geldiğinde insanları ayırmak istedi,” dedi Rafi. “Topluluğu parçaladılar.”

Atina’da, Eksarhia mahallesi dayanışma ile eş anlamlıdır. Yaklaşık bir asırdır, yakınlardaki Politeknik Üniversitesinden etkilenen sanatçılar, yazarlar ve aktivistler orayı evleri yapmışlar. 1941’de Nazi işgaline direnmek için Mavromichalis Caddesi’nde komünist Ulusal Kurtuluş Cephesi kuruldu. 1944’te aynı gerillalar, Birleşik Krallık’ın yeni özgürleşmiş Yunanistan’da komünizmin yükselişini bastırmaya çalıştığı sırada, Dekemvriana’nın kanlı günlerinde, İngiliz Ordusu ile karşılıklı kurşun sıkıyordu. 1973’te Politeknik Üniversitesi’ndeki bir ayaklanma, Yunanistan’ın askeri cuntasının düşürülmesine yardımcı oldu. 2008 yılında polis, Mesolongiou ve Tzavella Sokaklarının kesiştiği yeşillikli yerde Alexandros Grigoropoulos adında onlu yaşlarındaki bir genci öldürdü. Mahalle her yıl onun ölüm yıldönümünde isyan eylemi yapıyor; bir taraftan taşlar diğer taraftan da gaz kapsülleri havada uçuşuyor.

Yaklaşık bir asırdır sanatçılar, yazarlar ve aktivistler Eksarhia’yı evleri yaptılar.

Bugün Eksarhia, işgal evlerine, kafelere, kitapçılara, sosyal merkezlere, öz idareye dayanan ve 2009’da anarşistlerin yıkık bir beton park yerinden bahçeye dönüştürdükleri Navarinou Park’a ve sol örgütleyiciler ile göçmenler tarafından kurulan, yirmi yıllık bir bar olan Steki Metanaston’a yuva olan, grafitiyle donatılmış anarşist bir mevki. Polis Eksarhia’nın dış çevresinden içeri geçmeye nadiren cüret ettiğinden ve antifaşist gruplar mahalleyi neoNazi partisi Altın Şafak’ın üyeleri için girilmez bölge haline getirdiğinden, Eksarhia’nın sokakları uzun zamandır kağıtsız göçmenler için de bir vaha olmuştu. 2015 yılında mültecilerin kitlesel olarak gelmesinden sonra anarşistler, göçmen aktivistlerle bir araya gelerek mültecilere, vaat edilen Alman topraklarına ulaşmak için kaçakçıları beklerken sığınacakları bir çatı sağlamak için çalıştılar. O zamandan bu yana, binlerce mülteci mahallede ve çevresinde işgal evlerinde yaşadı. Kağıtsız bir Afgan olan Walid bana, “Eksarhia çok güzel bir yer. Burası benim için huzurlu – beni tutuklayacak kimse yok.” dedi.

Son zamanlarda, uyuşturucu kartelleri bu özgürlükten yararlanmaya başladı. Kartel liderliği büyük ölçüde Avrupalılardaydı, ancak Eksarhia Meydanı’nda çalışan torbacıların çoğu Kuzey Afrika ve Orta Doğulu fakir erkeklerdi. Ekstazi, ot ve kokain, yıpranmış sinirleri ve özenle jölelenmiş saç modelleri olan gençler tarafından Avrupalı turistlere satılan, tercih edilen uyuşturuculardı. Geçen sene meydanda bir otelde kaldığımda rakip çeteler arasındaki kavgalar çoğu gece beni uyandırdı. Muhafazakar basın anarşist, mülteci ve torbacı figürlerini bir araya getirerek bir yozlaşma heyulası yarattı. EleftherosTypos’ta Spirou Trikoupi baskınından sonra yazılmış bir makale, işgal evlerine ve torbacılara yapılan baskınları “suç ve uyuşturucu kaçakçılığı olaylarını sınırlamak” amaçlı tek bir çabanın parçası olarak tarif etti.

Eksarhia’yı ilk olarak 2012’de, Yunanistan mali krizine tepki olarak ortaya çıkan protesto hareketi hakkında bir kitap resmetmek için ziyaret ettim, sonra tekrar gelmeye devam ettim. Mahalle gönlüme işlemişti. Tabii ki, çok dilli bir uyumsuzlar adasını, mürallerle kaplı duvarları, ve Angela Davis’in Yunanca kopyalarını taşıyan sigara tezgahlarını romantize etmek kolaydı. Fakat Eksarhia, insanların sırtlarına yüklenmiş her şeye karşı koyarak birlikte yaşamak için bir yol yarattığı bir yer gibi hissettirdi. Bir gece, Afgan aktivist Nasim Lomani ile mahallenin duvarlarına bir merdiven dayadım ve bir Porto Rikolu şairinin posterlerini kostikle ev yapımı tutkalla yapıştırdım. Başka bir öğleden sonra, milliyetçi bir gösteriye karşı yapılan protestonun ardından bir arkadaşımla Eksarhia’ya geri döndüm. Birkaç blok ötede, protestocular polisle çatıştılar ve gözlerimiz göz uzaktaki yaşartıcı gazdan sızladı. Çatışmalar yakına geldi. Polis ileri doğru atıldı. Kaldırım parçaları uçtu. Sonra restoranlar açıldı ve mahalle güne başladı.

2016’da bazı AB sınırları kapandığında, eninde sonunda Berlin’e, Stockholm’e ya da Londra’ya ulaşmayı ümit eden mülteciler süresiz olarak Atina’da kalacaklardı. İşgal evleri ara duraklardan daha fazla oldu; mültecilerin yıllar sonra gördükleri ilk sabitliği temsil ediyorlardı. Mülteci çocuklar okula gitti ve ebeveynleri mahallede çalıştı, alışveriş yaptı ve sosyalleşti. En son baskınlar sırasında kapatılmış olan Eksarhia yakınlarındaki bir işgal evinde, Jasmine School’da çocukların eskizlerini çizdim. Bina, güvenilir güç veya su kaynağı olmayan, nemli, rutubetli bir Beaux-Arts harabesiydi, ancak gönüllüler yiyecek, giyecek ve ilaç sağladı ve yerleşimciler Lübnanlı diva Fairuz’un şarkılarıyla kolektif öğle yemeği pişirdiler. Spirou Trikoupi’de bir bar, kütüphane, çocuk sınıfları ve haftalık toplantılar vardı. Bir aktivist bana “90 kişi birlikte, canlı bir toplulukta ortak bir hayat kuruyordu” dedi. “Her geçen gün, hatalarımızdan öğrenerek daha iyi hale geliyorduk.”

Neredeyse iki yılını Trikoupi’de geçiren ve hukuk fakültesi mezunu olan Kabilli Walid, orada geçirdiği zamanı kayıp duygusu eşliğinde anlattı. Bir arkadaşı ona işgal evlerinden bahsettiği dönemde karısı ve çocuğuyla birlikte on gündür sokaklarda uyumaktaydı. Yerleştikten sonra anarşist, patronsuz öz örgütleme modeline kolayca alışmıştı. Bana anlatırken, Trikoupi “bir köy gibiydi ama farklı milletlerden” dedi hafifçe gülümseyerek. Binayı temizlemek ve korumak için haftalık meclisler, bölge sakini komiteleri vardı. “Nasıl yaşayacağımız, birbirimize nasıl yardım edeceğimiz hakkında pek çok şey öğrendim,” diyerek devam etti: “Kurallarımız vardı: cinsiyetçilik yok, ırkçılık yok, faşizm yok, şiddet yok.”

Walid, Trikoupi’nin girişinde polisi duyduğunda kaçması gerektiğini biliyordu. Bir grup Eritreli kızı sıcak güneşin altında saatlerce sakladıkları, içmek için sadece kirli suyu olan yakındaki bir balkona götürdü. Sesi öfkeyle yükselirken Walid, “Her şeyi yok ettiler ve videosunu medyaya gösterdiler. Medya, anarşistlerin mültecileri kullandıklarını ve bizi kötü, kirli bir yere koyduklarını söylüyor. Bu doğru değil!” diyordu,. Baskından sonra, üzerindeki kıyafetlerden başka bir şeyi kalmamıştı. Halen, baskından kaçan diğer mültecilerle birlikte arkadaşlarına ait bir yerde kalıyor. Sosyal medyada aktivistler Corinth’te aceleyle inşa edilmiş ve yakalananların çoğunun gönderildiği bir kampın fotoğraflarını yayınladılar – çamurlu bir alanda bırakılmış beyaz çadırlar. Walid bana “Kamplardaki arkadaşlarım Trikoupi’yi çok özlüyor. Geri gelmek istiyoruz” dedi.

Polis, Eksarhia Meydanı’na defalarca göz yaşartıcı gaz ve fişekli el bombalarıyla saldırdı.

Ne kadar korkunç olursa olsun, bu anakara kampları, Walid ve ailesinin Atina’ya gelmeden önce yaşadığı Sakız, Sisam ve Lesvos’taki ada kamplarına kıyasla sönük kalıyor. “Hotspot” (aktif nokta) olarak adlandırılan bu kampların geçici işlem merkezleri olması amaçlanmıştı, ancak nüfusları kapasitelerinin ötesine geçerek birçok kez şişti ve onları umutsuzluğun korkunç vitrinlerine dönüştürdü. Bir gece, Eksarhia topluluk gruplarına katılan ve yakın zamanda Moria’dan dönen Anna adında bir gazeteciyle içiyorduk. Telefonunda, yanmış konteynerlerde yaşayan mülteci kadınların ve bir kutuda saklanan -onun için mevcut olan tek eğlence buydu- küçük bir Afgan çocuğun fotoğraflarını gösterdi. Ondan bir ay önce Moria’da bir kutuda oynayan başka bir çocuğa kamyon çarpmış ve çocuk öldürülmüştü. “İnsanları işgal evlerinden alıyorlar çünkü güvenli olmadıklarını söylüyorlar. Bu saçmalık,” dedi bana Anna. 1 Kasım’da Yunan parlamentosu, sığınmacıları kamplardan ayrıldıkları için cezalandıran yeni bir yasa çıkardı. Buna göre bir mülteci bir işgal evinde yaşarsa, hatta hükümet izni olmadan bir daire kiralarsa sığınma talebini kaybediyor.

Tacizkar kuşatma hissine rağmen Eksarhia, özellikle alacakaranlıktan sonra, sokak ışıklarının kırık kaldırımda altın gibi yayıldığı ve müziğin meydanda bir kalp atışı gibi olduğu bir harikalar diyarını andırıyor. Hâlâ ücretsiz tıbbi tedavi olabilir ve Dari, Arapça veya Yunanca antifaşist edebiyat edinebilirsiniz. Bir işgal sosyal merkezinde Brass Bandosu kalabalığı ter içinde coşkuya boğmadan önce grup üyeleri şarkılarını Demokratik Suriye Güçleri tarafından yönetilen Kuzey Suriye’nin Kürt şeridi olan Rojava’ya adadı. Bazı Eksarhia müdavimleri Rojava’da IŞİD’e karşı savaşmıştı. Şimdiyse Türkiye orayı işgal ediyordu. Şarkıcı “Özgürlük aklınızda” dedi. Seyirciler ayaklarını yere vurdu ve Avrupa’nın her yerine bükülen aksanlarla bağırdı.

New York’tan Berlin’e kadar soylulaştırma şehirleri tüketiyor ve bir mahallenin sunduğu her türlü büyü nihai kıyametinin habercisi oluyor. Yunanistan 2013 yılında, yıllarca süren ekonomik krizden sonra düşük emlak fiyatlarını artırmayı umarak emlak sektöründe iki yüz elli bin Euro’luk yatırım karşılığında beş yıllık bir AB oturma izni olan “altın vize” diye adlandırılan vizeyi vermeye başladı. Otokrasilerin zengin vatandaşları bu fırsatı değerlendirdi. Çinli yatırımcılar bina blokları aldı; biri sadece Eksarhia’da yüz daire satın aldı. Bu dairelerin birçoğu Airbnb’ye dönüştürüldü (web sitesinde Eksarhia için üç yüzden fazla kayıt var); bu da kiraları artırdı, sakinleri sürdü ve mahallenin ayaklanma ruhunu sönük, pazarlanabilir hava gibi yeniden servis etmeye çalışan tur rehberleri getirdi. Anna, “Sanatçıların, mücadelelerin, entelektüellerin ve anarşistlerin tarihini yok ederken burayı tarihi bir mahalle olarak tanıtmak için soylulaştırma istiyorlar” diyor ve ekliyor: “Berlin’in yaptığını yapmak istiyorlar, mahallenin kimliğini öldürürken geçmişini satmak istiyorlar.” Son on yılda Berlin kiraları yüzde yüzün üzerinde bir artış gösterdi ve Anna gibi Atinalılar için şehir, tehlikeli bir masal. Şu graffiti de bu fikri kestirmeden destekliyor: “Airbnb TURİSTLERİ DEFOLUN, MÜLTECİLER HOŞ GELDİNİZ” Ne mülteciler ne de anarşistler, dünyanın zenginleri tarafından hayal edilen bir şehre, o sermayenin sürtünme yaşamadan kayabileceği bir dizi temiz, cam duvarlı, değiştirilebilir odalardan oluşacağı Atina’ya uymayacaktı.

Kış boyunca polis, Eksarhia Meydanı’na defalarca göz yaşartıcı gaz ve fişekli el bombalarıyla saldırdı. Bazen bahane bir protestoydu, bazen de anarşistlerin polise saldırısı oldu. Bir gece polis, yerleşimcileri saatlerce bir kafeye hapsetti. 17 Kasım’da, 1973 isyanını anan bir yürüyüşün ardından sosyal medya, polis şiddetiyle kan içinde kalan protestocuların fotoğraflarıyla doldu. Üç gün sonra, Vatandaş Koruma Bakanlığı bir ültimatom yayınladı: işgalevcilerin Yunanistan’daki tüm işgal evlerini tahliye etmek için on beş günleri vardı. Aralık ayının sonlarına doğru, bir zamanlar binlerce mülteciye ev veren bir ağın son hayatta kalanları olarak sadece birkaç işgal evi kaldı.

Hükümetin mahalleyi kökten değiştirmeyi başarıp başaramayacağını sorduğumda, Eksarhia’dan bir aktivistin söyledikleri aklıma geldi: “Eksarhia bir sahadan ibaret değil değil. İnsansız bir saha hiçbir şey değildir. Eksarhia’yı kaybetmek umrumda değil. Ben insanları kaybetmeyi önemsiyorum.”

Kaynak: https://www.newyorker.com/news/dispatch/the-attack-on-exarchia-an-anarchist-refuge-in-athens